Hırka-i Şerif Camii ( 1847-1851 )

Hırka-i Şerif Camii ( 1847-1851 )

Zamanla Hırka-i Şerif’in bulunduğu mekan ziyaret ihtiyacı için kafi gelmeyince dönemin hükümdarı Sultan Abdülmecid hem cami ibadeti ve hem de pek çok kişinin kolayca ziyaretini gerçekleştirebileceği bir bina yapılması için çalışmaları başlatmıştır.

Hırka-i Şerif Camii; inşasında büyük hassasiyet ve itina gösterilmek suretiyle bir estetik ve zarafet şaheseri ve bir sanat abidesi olarak inşa edilmiştir.



Caminin inşasına, civardaki çok sayıda binanın istimlakinden sonra 1847 yılında başlanmış ve dört yıllık bir çalışma sonucunda cami ve müştemilatı 1851 yılında tamamlanmıştır.

Hırka-i Şerif Camii; iki katlı olması ve üst katında cemaatin rahatça ziyaretini yapabileceği ayrı giriş ve çıkış koridorlarının bulunması, Hırka-i Şerif'in ziyaret ve muhafazasına mahsus odanın bu koridorların tam ortasında bulunması, ziyaret devam etse dahi, namaz kılmak için engel teşkil etmeyecek genişçe bir mahalle sahip olması sebebiyle diğer camilerden farklı bir mimariye sahiptir.

HIRKA-İ ŞERİF MÜŞTEMİLATI

Hırka-i Şerif’in muhafazasına ve ziyaretine mahsus birimlerin yanı sıra hünkar mahfili ve geniş kapsamlı bir hünkar dairesi ile donatılan camiinin çevresinde, Üveysi sülalesinin en yaşlı erkek ferdiyle ailesi için bir meşruta konak, bu kişinin reşit olmaması halinde kendisine vekalet edecek olan kişiye mahsus vekil dairesi, Hırka-i Şerif’i korumakla görevli bir bölük jandarma için ayrı bir bina tasarlanmak suretiyle bir külliye meydana getirilmiştir.



Hırka-i Şerif Camii’nin, jandarma kışlası hariç camiyle bağlantılı yapıların bulunduğu arsa; doğuda Akseki Caddesi, güneyde Kadı Sokağı, batıda Keçeciler Caddesi'yle sınırlıdır. Doğudan batıya doğru eğimli olan arsayı kuşatan parmaklıklı çevre duvarları batı yönünde istinat duvarı niteliğine sahiptir. Arsanın merkezinde camii yer almakta, bunun kuzeyindeki avluya doğu ve batı yönlerinden iki kapı açılmaktadır. Caminin güneydoğu köşesinden bu bahçeye üçüncü bir kapı açılmıştır. Batıda ve güneydoğudaki kapıların caminin yan cephelerindeki hünkar kasrı girişiyle bağlantılı bulunduğu, asıl cümle kapısının doğudaki olduğu anlaşılmaktadır.



Avlunun parmaklıklarla ayrılmış olan kuzey sınırında batı kapısından girince sağda eski Hırka-i Şerif Odası bunun arkasında görevlilere mahsus odaları barındıran tek katlı kanatla abdest muslukları yer alır. Meşruta konak, çevresindeki bahçesiyle arsanın kuzeyini işgal etmektedir.



Jandarma karakolu ise caminin kıble yönüne Kadı Sokağı'nın karşı yakasına yerleştirilmiştir.



HIRKA-İ ŞERİF CAMİİ AVLU KAPILARI

Caminin abidevi boyutlarda tasarlanmış olan avlu giriş kapıları kesme küfeki taşı ile örülmüştür. Doğu ve güneydoğu kapılarının ahşap kanatları kare ve dikdörtgen biçiminde tablalara ayrılmış, üst kısımlarına kemere paralel küçük tablalar konmuş, bunların içi çinko ile kaplanmış ve karelerin içine birer altıgen baklava motifi oturtulmuştur. Batı kapısının kanatları bazı ayrıntıları ile diğerlerinden farklıdır. Bütün kapılarda burmalı girland biçiminde tunç kulplar, yanlarda da kıvrımlı dallardan oluşan dökümden mamul fanus aplikleri dikkati çeker.



HIRKA-İ ŞERİF CAMİİ AVLU DUVARI VE KORKULUKLARI

Moloz taşla örülmüş çevre duvarlarının üzerindeki demir korkuluklar, ok uçlarıyla son bulan düşey çubuklarla bunları birbirine bağlayan üç yatay lamadan meydana gelir. Arada kalan boşluklar “C” ve “S” biçiminde parçalarla doldurulmuştur. Korkulukları taşıyan kare kesitli babalar köfeki taşından yontulmuştur. Babaların alt ve üst kısımlarında küçük dairelerle süslü bilezikler bulunur. Düşey çubuklu tepelikleri ise küçük piramitlerle son bulur.



HIRKA-İ ŞERİF CAMİİ

11.50 m. çapındaki bir kubbenin örttüğü sekizgen prizma biçimindeki harimin kıble tarafına, zemin katı Hırka-i Şerif’in muhafazasına, üst katı ziyaret edilmesine mahsus yine sekizgen prizma biçimindeki kitle yerleştirilmiştir. Yapının kuzeyine de zemin katta harim girişiyle ziyaretçi giriş ve çıkış mekanlarını, üst katta hünkar kasrına ait mekanları barındıran, yanlara doğru harim kitlesinden taşan ve toplam beş adet girişe sahip olan kanat oturtulmuştur. İslam mimarisinin en erken tarihli ve en önemli ziyaret yapılarından olan Kudüs’teki Kubbetü’s-sahra’nın, sekizgen planı ve merkezdeki mukaddes mahalli çepeçevre kuşatan ziyaret galerileriyle Hırka-i Şerif Camii’ni etkilemiş olması muhtemeldir.



Camii ile kıble yönünde buna bitişen Hırka-i Şerif Dairesi’nin duvarları kesme köfeki taşıyla örülmüştür. Üst yapıyı meydana getiren kubbe ve tonozlar tuğla örgülü olup dışarıdan kurşunla kaplıdır. Camiinin sahip olduğu ziyarete yönelik değişik fonksiyon şeması tasarımına yansımaktadır.

Kuzey cephesinin ekseninde yer alan ve dor başlıklı ikişer gömme sütunla kuşatılmış bulunan dikdörtgen açıklıklı kapıdan biriyle bağlantılı iki giriş holü katedilerek harime ulaşılır. Dikdörtgen planlı olan bu hollerden ilki ziyaretçi girişleriyle bağlantılı ve aynalı tonozla örtülüdür. Müezzin mahfilinin altına isabet eden ikincisi ise düz tavanlı bir eyvan gibi harime açılmaktadır. Harimin asıl girişi olan bu açıkığın üzerindeki, 1267 (1851) tarihli celi ta'lik hatla mermere işlenmiş olan kitabenin metni A. Sadık Ziver Paşa'ya, hattı ise Kazasker Mustafa İzzet Efendiye aittir.



Üst katta bu kapının üzerine isabet eden kesime yuvarlak bir pencere yarleştirilmiş, bunun içerdiği güneş biçimindeki camekanın ortasına Sultan Abdülmecid'in tuğrasının bulunduğu beyzi bir madalyon konmuştur. Tuğra ve madalyonu kuşatan çelenk yaldızlıdır. Cephenin bu kesimi hafifçe içeri alınmış, yuvarlak pencerenin yanlarında kalan yüzey yuvarlak ve dikdörtgen çerçevelerle hareketlendirilmiştir.



Kuzey cephesinin yanlarında, eksendeki harim kapısına göre simetrik konumda basık kemerli birer kapı daha vardır. Soldaki ziyaretçilerin girişine, sağdaki çıkışına tahsis edilmiş olan bu kapılar cepheden geriye çekilerek önlerine birer eyvan konmuştur.



Hırka-i Şerif Camii’nin cephelerine ve avlu girişlerine empire ile neo-Rönesans üslupları hakimdir. Basık kemerli pencerelerin sıralandığı camii cephelerinde hiçbir süslemeye yer verilmemiştir. Cephelerdeki bu yalın ifadeyle harimde ve ziyaret mekanlarında gözlenen yoğun süsleme tezat oluşturmaktadır.

Ayrıca doğu ve batı cephelerinde, bu kesimin üst katını işgal eden, hünkar dairesine ait çıkmaların altında birer giriş yer alır. Hünkar dairesine geçit veren bu yan girişlerden doğudaki günümüzde kadın ziyaretçilere tahsis edilmektedir.



Yapının sahip oluğu bütün bu girişler birbirlerine oldukça karmaşık bir düzen arzeden sofalar, koridorlar ve merdivenlerle bağlanmış, Hırka-i Şerif Dairesi'ne yönelik ziyaretçi akışı, harimi yanlardan kuşatan iki katlı galerilerle sağlanmıştır.
Harimin karanlıkta kalmaması için baştan başa camekanlarla donatılmış bulunan demir iskeletli ve ahşap aksamlı bu galeriler, caminin inşa edildiği yıllarda Avrupa'da yeni yayılmaya başlayan, devrine göre modern sayılabilecek bir tekniği yansıtır. Galerilerin üstünü dışarıya doğru eğimli kurşun kaplı çatılar örtmekte ve dış yüzeylerinde ise oymalarla süslü korkuluklar bulunmaktadır.



Sekizgen prizma yapılı harimin her köşesinde devasa pencereler bu pencereler primaznın bitişindeki konsollara kadar devem etmektedir. Konsolların arasına her kenara bir tane isabet etmek üzere Kazasker İzzet Efendinin eseri olan hemen hepsi namazla ilgili ayetlerden oluşan kuşak yazısı yerleştirilmiştir.





Kemerler arasında yer alan ve yine siyah zemin üzerine altın varakla yazılmış olan Allah, dört halife ve Hasaneyn levhaları ise Sultan Abdülmecit'in imzasını taşımaktadır.




Kubbe merkezindeki yaldızlı yapraklardan oluşan yuvarlak bir çerçeve içinde, yeşil zemin üzerine altınla yazılmış olan yine Kazasker Mustafa İzzet Efendi'ye ait imzasız celi sülüs "Nur" ayeti ile 1982 tarihini taşımakta ve yakın zamana ait bir onarıma işaret etmesine rağmen yazı büyük ölçüde dökülmüş bulunmaktadır. Esasen bu kubbe yazısının aslı, adı geçen hattat tarafından bir defa yazıldıktan sonra o devirde yeniden yapılan veya tamir edilen camilerde (Ayasofya, Sinan Paşa, Büyük Kasımpaşa, Küçük Mecidiye, Yahya Efendi) yerine göre büyütülerek varak altınla işlenmiştir.




Camiinin muhtelif yerlerinde kartonpiyer süsleme gruplarına oldukça fazla yer verilmiştir. Bu bezemelerde çiçek sepeti, kıvrımlı dal, girland ve bereket boynuzu gibi unsurlar yer alır. Kubbenin özellikleri, Avrupa menşeli empire ve neo-Rönesans üslup etkilerinin Tanzimat devri Osmanlı mimarisindeki yoğunluğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Bu arada Osmanlı maden sanatına tamamen yabancı bir işçilik sergileyen, helezoni asma dallarıyla süslü mihrap şamdanları da dikkat çekmektedir.



MÜEZZİN MAHFİLİ

Mihrabın tam karşındaki dikdörtgen yapılı asıl girişin üzerine müezzin mahfili yerleştirilmekle beraber, mermer sövelerle kuşatılmış bulunan yan taraflardaki basık kemerli tali girişlerin üzerine de hünkar kasrına bağlı olan kavisli çıkmalarla genişletilmiş mahfiller konulmuştur.



MİNARELER

Harimden soyutlanarak kuzeydeki kanadın köşelerine yerleştirilmiş olan minarelerin kaideleri saçak silmesine kadar yükselir.



Cepheden hafifçe dışarı taşan kaideler, cephede devam eden kat arası silmesiyle ikiye bölünerek yuvarlak kemerli pencere biçiminde nişlerle hareketlendirmek suretiyle yapı kitlesine kaynaştırılmıştır. Silindir biçimindeki minare gövdeleri, Dolmabahçe Camii’nde olduğu gibi korint nizamında başlıkları andıran şerefelerle donatılmış koni biçiminde, kurşun kaplı ahşap külahlarla taçlandırılmıştır.

Nârin endamlı iki minârenin, açılmış lâle şeklindeki şerefeleri de sekiz köşelidir ve 101 basamaklıdır.



Köşe keskinlikleri tâ uzaklardan görülür, zarâfetiyle dikkati çeker.